Dünya Boksuna Muhammed Ali ismi bir dönemler yön vermişti.Yakın zamanda Ali ile yaşam öyküleri bazı noktalarda paralellik gösteren ve sonradan Müslüman olan Malik Abdülaziz ringlere damgasını vurdu.Günümüzde ise Türk boğası Sinan Şamil Sam ringlerde fırtına gibi esiyor.İşte üç Müslüman boksörün hayatından kesitler.
Türk Boğası Sinan Şamil Sam.
Sinan Şamil Sam Türk boksunda hep ilklere damga vuran bir boksör olarak kariyerine devam ediyor. Amatör gençler ve büyüklerde dünya şampiyonluğu, profesyonel Avrupa ve kıtalararası boks şampiyonlukları kazandığı unvanlar arasında. Fırtına gibi estiği ringlerde "Türk boğası", "Balyoz yumruk" gibi lakaplarla da anılan Sam evde, maçlardaki o sert, katı ve soğuk imajından sıyrılıyor; eşi Funda ve 2,5 aylık kızı Defne'nin yanında mutlu bir baba görüntüsü veriyor.
"Tilkiler dört tavuğumu götürmüş. Boş kümesi görünce oturup ağladım" Çocukluğundan beri at ve güvercin tutkunu olan Sam "Eşimden çok korkarım" diyor şakayla karışık biçimde. Ardından sözlerini şöyle sürdürüyor: "Funda ile her konuda iyi anlaşıyoruz. Funda'nın ailesinde de boksör olduğu için bu konuda bana çok büyük destek oluyor. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözü gerçekten doğru. Bebeğimiz Defne de mutluluğumuza mutluluk kattı." Kıtalararası boks şampiyonluğu hazırlıkları nedeniyle ailesine fazla vakit ayıramadığını da belirtiyor ünlü boksör: "Çocuğumun sevgisini yeterince yaşayamadım. Ama çalışmamın meyvesini aldım ve çok güçlü Rus rakibimi nakavtla mağlup ederek kemeri kazandım. Şimdi neredeyse tüm günüm eşim ve kızımla geçiyor."
Berlin yakınlarında lüks bir villada yaşayan şampiyon boksör, antrenmanlarından kalan zamanlarda bahçesindeki kümeste yetiştirdiği güvercinleriyle de ilgileniyor. 16 tane cins taklacı güvercin yetiştirmiş ve onlara gözü gibi bakıyor: "Onlar benim evlatlarım gibi. Ancak burada atmacalar ile baş edemediğim için onları Türkiye'ye götürmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde kümesime tilki ya da gelincik girmiş, dört tavuğumu da götürmüş. Sabah kümesi bomboş görünce oturup hüngür hüngür ağladım." Bir de kedisi olan Sam, Türkiye'ye döndüğü zaman iyi bir yarış atı alacağını belirtiyor. Zaten at yarışı da oynuyor ve Türkiye'deki yarışları da takip ediyor. 1974'te Frankfurt'ta doğan, Türkiye'de büyümesini isteyen babasının zoruyla dedesinin yanına giden Sam
12-13 yaşına kadar Kars'ta yaşamış. Orada eyersiz ata binmeyi öğrenmiş. "Artık çok iyi bir binici değilim. Çünkü 110 kiloluk binici olmaz" diyor bu konuda.
"Sonuçta bizim yaptığımız bu iş de bir ticaret ve şovdur"
Kıtalararası boks şampiyonu olan Sam'ın şimdiki hedefi dünya ağır sıklet profesyonel boks şampiyonu olmak. Bu noktada bazı şikayetlerini dile getirmekten geri kalmıyor: "Türküz. Bu büyük bir handikap. Medya bize gereken ilgiyi göstermiyor. Ukraynalı Vitali Klitschko maç yaptığı zaman bir Alman televizyonu 2 milyon euro verip bu karşılaşmayı yayınlıyor. Ama Türkiye'de televizyonların bizim maçlarımız için verdiği paralar çok komik. Sizin arkanızda güçlü bir grup olmadığı sürece niye siz şampiyon olasınız ki... Sonuçta bizim yaptığımız bu iş de bir ticaret ve şovdur. Buralara kadar hep yalnız geldik. Bizim şanssızlığımız bu. Dilerim bunu kırarız."
Şubat ayındaki Vitali Klitschko ile Dany Williams arasındaki WBC (Dünya Boks Konseyi) Dünya Şampiyonluğu maçını bekliyor şimdi: "Tüm dünyanın gözü bu müsabakada olacak ve tabii ki Vitali Klitschko favori. Ancak İngiliz Williams'ın kazanması benim için daha iyi olur. Çünkü ben Williams'a 8 Şubat 2003'te altıncı raunt sonunda havlu attırdım. Şampiyon olursa bana karşı ezici bir şekilde kaybettiği için kendini ispat etmek zorunda."
"Yemeyi seviyorum ama burada Türk mutfağını bulamıyorum"
Sinan Şamil Sam Türkiye'yi, dostlarını, yemeklerini çok özlese de, gurbet duygusunu iliklerine kadar yaşasa da boksta bir misyonu olduğuna inanıyor. "Gerçekten antrenmanlarımız da, müsabakalarımız da çok ağır. Çok büyük özveri isteyen bir spor. Ama benim boksta bir misyonum var. Gençler ve amatörlerde elde ettiğim dünya şampiyonluğunu profesyonelde de yakalamak istiyorum. Şampiyonluk kemerini ellerime almak istiyorum" diyor.
Fazla sosyal bir hayatı olmadığını da belirten Sam "110 kiloluk bir ağır sikletim, yemek yemeyi seviyorum. Ama Türk mutfağını da bulamıyorum. Sonuçta tabii ki biz burada gurbetteyiz. Bu nedenle burada kendimi hep eksik hissettim. Benim için farklı bir kültür. Tabii ki zor bir kültür. Almanya benim hem doğduğum hem de doyduğum yer" diyerek Almanya'yı ikinci vatanı olarak kabul ettiğini de söylüyor.
İlklerin şampiyonu
Kars'tan Ankara'ya taşındıktan sonra boksla tanışan Sinan Şamil Sam, Türk boks tarihinde hep ilkleri başardı. 14 yıl amatör boks milli takımlarında mücadele etti. 1993'te Türkiye'ye tarihinde ilk kez gençler dünya şampiyonluğunu kazandırdı. 1999'da Amerika'da ağır sıklet dünya şampiyonu oldu. Ardından tüm eleştirilere rağmen Almanya'da profesyonel boksörlüğü seçti. "O zaman niye olimpiyat şampiyonluğu için mücadele etmedi diye beni eleştirdiler" diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: "İçimde herhangi bir ukte yok ama bir olimpiyat şanssızlığım var. Birinde sakatlandım, gidemedim. Birinde ameliyat oldum, gidemedim.
Son olarak da profesyonelliği seçtiğim için gidemedim. Bir sporcu olimpiyat şampiyonu olmayı istemez mi? Olmadı işte. Ben başarılı bir amatör boksördüm ama bitti. Şimdi profesyonelim ve hayatımı da bundan kazanıyorum. Olimpiyatları da unuttum. Bu süreçte profesyonel Avrupa şampiyonluğunu elde ettim. Sonra kaybetim ama bana haksızlık yapıldığına inanıyorum hâlâ. Şimdi kıtalararası şampiyonum."
Ringde sırtına reklam almıştı
Maçtan iki saat önce uygulanıyor, terle silinmiyor, özel bir boya ile çıkarılıyor
Sinan Şamil Sam, Rus boksör Denis Baktov'u nakavt ile mağlup ettiği maçta sırtına aldığı reklamla da ilgi odağı oldu. Almanya'da süt ürünleri üreten bir firma olan Gazi'nin bu reklamı Sam'a ilk verişi ise Alman Luan Krasniqi ile yaptığı ve sonucunda Avrupa şampiyonluğunu kaybettiği maçta olmuştu. Sıradan bir maçta 10-15 euro bedel alınan bu reklam için özel bir boya maçtan iki saat önce sürülüyor. Bu reklam maçtan 30 dakika önce son kez kontrol ediliyor, son rötuşlar yapılıyor. Maç boyunca terle silinmesi, akması mümkün olmayan bu özel reklam zaten maçtan sonra da özel bir ilaç ile çıkarılıyor. Hiçbir yan etkisi bulunmuyor.
Sam'ın menajeri ve yakın arkadaşı Ahmet Öner reklamla ilgili olarak şunları söylüyor: "Bizim hedefimiz 2005 yılında Sinan Şamil Sam'ı dünya şampiyonu yaparken onu pazarlama açısından da hazırlamak. Çünkü Sinan'ın da değindiği gibi profesyonel boks aynı zamanda şov ve pazarlamadır."
MUHAMMED ALİ
İlk adı CASSİUS MARCELLUS CLAY’dır.Müslüman olduktan sonraMUHAMMED ALİ adını almıştır.
"şükürler olsunki müslümanım.Dinimi ve adımı kabul etmek istemeyenlere neler yaptığımı bütün dünya görmüştür.Artık bir çok Amerikalı apğtallığı bıraktı adımıda müslümanlığımıda öğrendi.En büyük Allah’tır.Ben ise boksun en büyüğüyüm.Ben en büyük müslüman Muhammedden sonra boksun en büyüğüyüm.”
Bu sözcükler ALİin İslam’la müşerref olmasından sonra mutluluğunun ve kendine güveninin en çarpıcı ifadeleridir.17 ocakta KENTUCKY eyaletinin LOUİSVİLLE denilen kısmında dünyaya fakir bir ailenin çoçuğu olarak gelmiştir.Beyaz lşarla birlikte büyüyen Ali çocokluğunda mahalle arkadaşları ile hep kavga eder ve onları döverdi.Bununsebebi is esiyahlarla alay etmeleri ve onları aşağı görmelri idi.
Mahallerindeki bir gazete bayi sahibi olan baba richard lakaplı kişi sayesinde Louisville’de ring adını taşıyan bir spor salonunda ilk boks antremanlarına başlar Ali.İlk macını 3 aylık boksör iken salonun kıdemli Bir öğrencişsi ile yapmış tek yumrukta rakibini nakavt ederek ilk zaferini kazanmıştır.
İkinci ciddi macını ise martin adında profösyenel maçlar organize eden bir organizatörün tertiplediği müsabakaya girerek gerçekleştirdi.Bu macınıda kazanarak artık sürekli gelecek zafer ve galibiyetlerin önü açılmış oluyordu.Ali ilk resmi macınıda kulübü adına girerek kazandıktan sonra ard arda galip geldiği maçlara çıkmaya devam eder.artık Amerikan boks camiası Ali’nin adını öğrenmiş ve çıktığı maçları ilgi ile takip eder olmuşlardı.1958 senesine geldiğinde Ali 1.90 boyunda vurduğunu deviren bir boksör olmuştu.
Sigara ve içki içmediğini ifade den Ali kendisine yaklaşmak isteyen kadınlara ise”Ben insanı döverim,dayak yemek istemessen benden uzak dur”diyerek kendinden uzaklaştırdığını söylemektedir.1960 da Amerikan Boks Fderesyonundan teklif alır ve Olimpiyatlarda dövüşeceği müjdesi verilir.ali için artık Boks ve başarı başka bşr anlam kazanmıştır.Müthiş bir çalışma tenposu ile antremanlara başlar.Ünlü hocalardan ve Boksörlerden dersler alarak hızla tekniğini ve güçünü geliştirmeye başlar.Henüz 18 yaşında olan Ali Roma!da ilk Olimpiyat maçına filpinli rakibi ile çıkar sırasıyla macar,fransız, rus ve finalde kanadalı rakibi ile karşılaşarak ve galip gelerek ülkesine Olimpiyat şampiyonu olarak dönmeyi başarmıştır.
Bu yıllardan sonra Ali (clay) için peşpeşe gelen zaferler zaman dilimi başlar.1963 yılında Avrupa şampiyonluğunu kazandıktan sonra 25 şubat 1964 de ise Dünya şampiyonu olarak ismini tüm Dünya’ya tanıtmıştır.
Cassius m.clay,Dünya şampiyonu olduktan 2 gün sonra başata Amerika olmak üzere tüm Dünyayı tekrar şaşıtmıştır.Genç şampiyon 27 şubat 1964 günü müslümanlığı kabul ettiğini ve <> adını aldığını bütün Dünyaya ilan etmi Ştir.Onun bu kararı İslam Dünyasında sevinçle karşılanırken Amerikada soğuk duş etkisi yapmış,bilhassa muhafazakar cevreler onun bu davranışında hiç hoşlanmamışlardı.Muhammed ali ırk ayrılığının yanına birde din ayrılığını ekliyor ve tüm Amerikaya meydan okuyordu.”bana artık Muhammed ali deyin.Benim adım bundan sonra budur.clay ölmüştür.Muhammed ali yaşıyor”
Ali müslüman olduktan sonra bir yıl maçlara katılmadı.Dünyadaki müslüman liderleri ve ülkeleri görmek için dünya seyahatine çıktı.Bu seyahat sonunda 1967 de ikinci defa müslüman eşi ile evlenir ve daha sonra üç çoçuğu olur.Ali artık her maç sonrası rigde İslamı tebliğ eder olmuş ve onun müslüman olamsını kabullenemeyenlere adeta her defasında şu mesajı veriyordu.”Ben haz.Muhammede inan bir insanım,Allah benimle beraber,benim inancım sonsuzdur,Allah kendisine inananların her zaman yanındadır.Allahın yardımı ile şampiyon oldum.”
Ali nin hayatı bir roman olacak niteliktedir.çoğunluğu zaferlerle geçen boks hayatında bazen yenilgilerde almış fakat kısa sürede bu yenilgileri telefi etmiş ve ünvanının geri almıştır.İslamı sectikten sonra Amerikada ırkçılıkla mücadele etmiş ve müslüman teşkilatlara olağan üstü yardımlarda bulunmuştur.Bir çok islam ülkesine ziyaretlerde bulunan Ali Türkiye!ye bir türlü gelememesine oldukça yakınmış ve bunu çeşitli talihsizliklere bağlamıştır.Bir Türk gazetecini hediye ettiğiTürk bayrağı ve kuranı kerimi evinin en güzel yerinde sakladığını ifade eden Ali Türk’leride çok sevdiğini bir çok kez ifade etmiştir.
Boks Dünyasında yaşayan efsane ünvanını hak eden Ali Dünya spor tarihine kendine ait olağan üstü döğüş stili ile adını altın harflerle yazdırmıştır.
Mike Tyson (Malik Abdülaziz)
Mike Tyson, Afrika kökenli bir Amerikalı. Dünya Ağır sıklet boks şampiyonu olduğu zaman 20 yaşındaydı. Genç yaşında ulaştığı bu başarı ona maddi olan herşeyi vermişti. Ancak, huzur yoktu. Gerçek Allah inancından uzak olan her insan gibi, o da aradığı mutluluğu bir türlü bulamıyor, bunalımdan bunalıma sürükleniyordu.
Amerika'da yaygın olan şiddet ve tecavüz modası bir gün onu da kıskacına aldı. Tecavüz ettiği mankenin şikayeti üzerine 6 yıl hapse mahkum oldu. Fakat, şerden hayır çıktı. Yüz kızartıcı adi bir suçtan girdiği hapishanede, Mike Tyson'un kurtuluşuna açılan bir kapı oldu.
Zira, Amerikan hapishanelerinde tebliğ hizmetine kendini adamış hamiyetli Müslümanlar vardı. Ve onlar hamiyetlerini, şefkatli yaklaşımlarını Mike Tyson üzerinde de yoğunlaştırdılar. Onun suçunu dikkate alarak dışlamadılar. Tam tersine dostça yaklaştılar ve îslamın güzelliklerini hem dilleri, hem de halleriyle anlatmaya çalıştılar.
Mike Tyson hiçbir yerde görmediği samimi bir dostluğu kapatıldığı bu zindanda bulmuş ve fevkalade etkilenmişti. Günler geçtikçe gelişen bir güzel dostluk, onun haline de yansıyordu. Sonunda bu güzel insanların safına katılmakta tereddüt etmedi ve kelime-i Şehadeti çekerek Müslüman oldu.
Hapishane Mike için "medrese-i Yusufiye"ye dönüşmüştü. İslam ahlakı onu güzelliklerle bezemişti. Bu sebeple de, iyi halinden dolayı cezası üç yıl azaltılmış, 1995 Mart'ında salıverilmişti.
Yeni dinini açıklaması Müslümanlar üzerinde büyük bir heyecan ve sevinç meydana getirmiş ve muhteşem bir tezahüratla karşılanmıştı. Karşılayıcıları arasında, bütün zamanların en üstün boksörü ünvanım taşıyan eski dünya ağır sıklet boks şampiyonu Muhammed Ali de vardı. Müthiş bir sevgi halesi içinde ilk durağı, şükür namazı kılmak için îslam merkezi oldu.
Malik Abdülaziz'in ilk sözleri şunlar oldu:
"Yumruklarımı artık İslam için konuşturacağım. Ringlere hazırım. Çünkü, kendimi şimdiden boksa hazır hissediyorum. Hapis hayatım îslamiyet sayesinde çok düzenli olduğu için, bol bol antreman yaptım."
Müslüman olduktan sonra, hapishanede hayatının tamamen değiştiğini, sabah namazı için hergün saat '4'te kalktığını, bir saat antreman yaptıktan sonra, kitap okuduğunu belirtti.
Kendisine Malcom X'i örnek aldığını, onun hayatını ve eserlerini tetkik ettiğini, artık onun yolundan ayrılmayacağım ifade etti.
Kendisini îslama götüren yolu da şöyle açıkladı:
"Hapisteyken çok büyük bir sıkıntı içindeydim... Kendimi kapana kısılmış gibi hissediyordum. Nefsimle başbaşa kaldığım uzun zamanlar boyu, sorularıma cevap bulmaya çalıştım. Ancak, bütün düşüncelerime rağmen bir çıkar yol bulamıyor ve kendimi müthiş bir boşlukta kalmış gibi hissediyordum.
"Milyonlarca dolarlık bir servetim olmasına rağmen, mutlu değildim. Böyle bir bunalım içindeyken, hapishanedeki Müslüman mahkumlardan. İslam hakkında bilgiler edinmeye başladım. Bu bilgilerden çok etkilendim. Ömrümde ilk defa duyduğum harika bilgiler arasında beni en çok etkileyen, Allah'ın insana şah damarından daha yakın olması gerçeği idi."
"Şimdi ilk işim Hicaz'a giderek hacı olmak ve sonra da ringlere çıkarak yeniden dünya ağır sıklet boks şampiyonu olmak... Allah nasip ederse. ömrümü îslam'a hizmet için adamak istiyorum."
Malik Abdülaziz, Amerikan hapishanelerinde Müslüman olan ne ilk, ne de son kişidir... Her yıl birçok Amerikalı mahkum îslamla şereflenmekte ve yaşanılacak hayatı bulmaktadır. Hapishane idarecileri de bu gelişmeleri memnuniyetle karşılamaktadır. Çünkü, idaresi en kolay mahkumlar Müslüman olanlarıdır. Bu bakımdan onların ibadetlerine karışılmıyor, hatta eğitimleri ve ibadetleri için din adamları görevlendiriliyor, mescidler açılıyor.
Hapisten çıktıktan kısa bir zaman sonra Malik Abdülaziz başarılarını herkesi şaşırtan bir şekilde tekrarlamış ve yeniden dünya ağır sıklet boks şampiyonu olmuştur. Galip geldiği maçlardan sonra ise, hemen şükür secdesine kapanmayı ve dua etmeyi ihmal etmeyerek, özellikle Müslüman sporculara örnek olmuştur.