21/4/2009 · Kategori: COCUK

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı





23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı, tüm dünya çocuklarına kutlu olsun.Bu bayram, dünyada hiçbir ülkede bulunmayan iki farklı unsuru bir araya getiren milli bir bayram. Bu bayram bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı, egemenliğin ilan edildiği anlamlı gün diğer taraftan 'yarının büyükleri, geleceğin garantisi' çocuklar için bir şenlik. Atatürk'ün Türk çocuklarına armağan ettiği bayram dünya çocukları arasında sevgi ve dostluk bağlarının geliştirilmesi ve tüm insanların barış içinde yaşayacakları bir dünyanın oluşmasına katkıda bulunmak için her yıl düzenleniyor. Egemenliğin ilan edilmesinin ve ardından bu günün 'çocuk bayramı' olarak kutlanmasının tarihsel gelişimi...

İstanbul'un 16 Mart 1920'de düşman askerleri tarafından işgalinden sonra Osmanlı Mebusan Meclisi'nin görevini sürdürmesine imkan kalmamıştı. İşgal güçleri arasında yer alan İngiliz askerleri meclisi basarak bazı milletvekillerini tutuklamışlardı. O sırada Ankara'da bulunan Atatürk, bu durum üzerine 19 Mart 1920 günü vilayetlere ve kolordu komutanlıklarına bildiri göndererek durumu açıkladı. Bildiride ayrıca ülkenin bağımsızlığını korumak amacıyla bir Milli Meclis'in Ankara'da toplanması için çalışılmasını istiyordu. Bu bildiri üzerine tüm illerden 232 milletvekili seçildi. İstanbul'dan gelen 92, Yunanistan ve Malta'dan gelen 14 milletvekili ile bu sayı 337'ye yükseldi. Fakat 23 Nisan 1920 günü yapılan ilk toplantıya ancak 115 milletvekili katıldı. O gün çalışmalarına başlayan milletvekilleri güç şartlar altında çalışmaya başladılar. Meclisin çalışmalarının tek amacı vardı: ‘‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.‘‘



Atatürk'ün çocuk sevgisini herkes biliyor. Atatürk'ün manevi çocuklarıyla ilişkisi, o yıllarda yaşayan kişilerin anı kitaplarında yer alıyor. Bütün konuşmalarında ‘‘Bugünün küçükleri yarının büyükleri‘‘ diyerek geleceğin çocukların elinde olduğunu her fırsatta belirten Atatürk, 1924'te ilk Meclis'in açılış tarihi olan '23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar verdi. Bu tarihten 5 yıl sonra ise bu bayramı çocuklara armağan etti.


Uzun yıllar kutlanan bayram dünyada çocukların sahip olduğu tek bayram. 1979'un, UNESCO tarafından 'çocuk yılı' ilan edilmesiyle bayram uluslararası nitelik kazandı. TRT, 1979'dan bu yana geleneksel olarak 23 Nisan Çocuk Şenliği düzenliyor. Bir hafta süren etkinliklere tüm dünya çocukları davet ediliyor. Farklı kıtalardan farklı ülkelerden gelen çocuklar gönüllü ailelerin misafirleri oluyorlar. Etkinliklere 8-12 yaş arası çocuklar katılabiliyorlar. 1979'da 6 ülkenin katılmasıyla uluslararası boyutta kutlanmaya başlanan bayrama geçen sene 44 ülke ve yaklaşık 13 bin 394 çocuk katıldı.

Yalnızca barış istiyorlar

23 Nisan Çocuk Şenliği için geçtiğimiz yıllarda Türkiye'ye gelen çocukların yaptıkları konuşmalardan alıntılar:
Bosna'da, Karabağ'da, Brezilya ve Somali’de başka ülkelerde çocukların öldürülmesini önleyiniz!
Barış en çok çocukların hakkıdır!
Değerli büyüklerimiz lütfen biz çocuklara kulak veriniz! Dünya'nın yok edilmesine engel olmak çocukların sevgi ortamında yaşamasını sağlamak sizin görevinizdir.
Sizden armağan olarak yalnızca sevgi ve barış istiyoruz.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

16/5/2008 · Kategori: COCUK

ÇOCUK ÜZERİNE

“Çocuk” Türkçe bir sözcük ve sözlükte 7 tane karşılığı var: 1- Küçük yaştaki oğlan veya kız; 2- Soy bakımından oğul veya kız, evlat; 3- Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak; 4- Genç erkek; 5- (mecaz) Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. ; 6- (mecaz) Büyüklere yakışmayacak biçimde düşüncesizce davranan kimse; 7- (mecaz) Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse.

“Çocuk” kavramının modern bir tanımlaması 20 Kasım 1989′da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile yapılmış: “Ulusal yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki her insan çocuk sayılır.” Birleşmiş Milletler (BM)’nin böyle bir tanımlamaya gitme nedeni trajik: Çocukların fiziksel ve psikolojik baskıya maruz kalmaları. ( istismar )

BM ve Türk Dil Kurumu (TDK ) ‘nın çocuk tanımlamalarını karşılaştırınca, Türk toplumunun çocuğa bakış açısını apaçık görmek mümkün. Düşüncesizliğin ya da acemiliğin çocuklukla bağdaşlaştırılması bizim çocuğa bakış açımızı gözler önüne sermiyor mu? İnsan geleceğinin kutsal bir parçası olan çocuğun küçümseyici deyimlere konu olması ait olduğu toplumun geleceği hakkında da ipuçları veriyor. Çocukluğu düşüncesizlik ve acemilikle özdeşleştirmek, ancak kendi geleceğimizi düşüncesizce ve acemice biçimlendirmek olabilir. Hayal gücü küçümsenen, ifade ettiği etmediği düşünceleri göz ardı edilen, başkalarının yanında yaptığı hareketlerle büyüklerince çoğu kez utanç kaynağı olarak görülen çocuk, ilerisinin çarpıklığını ve tekdüzeliğini simgelemekten öte ne yapabilir?

Aileler, dolayısıyla toplumlar, çocuklarına sundukları özgürlük ölçüsünde özgürdür. Yasağa ve yasaklamaya alışmış insanımız, doğal olarak, bunları kendi geleceğine, çocuklarına, yansıtmaktan geri durmuyor. Kişisel ve toplumsal özgürlüklerin farkında olmayan; sınırları başkalarının, hem de en yakınlarının, elleriyle çizilen çocuk, sadece kendisine verilen evrensel bir takma isimle büyüyebiliyor. Sonuç ise iç karartıcı, hazin bir tablo: reşit olma yaşı 18′e kendini ifade etmekten yoksun giren; üçgenin iç açıları toplamı, çarpım tablosu, iki paralel arası mesafe, metanefroz böbrek ve Tanzimat şairleri ekseninde dönelip duran insan yığınları. Bundan sonrası gerçekten bir trajedi: Bir yanda güncel gelişmeleri gereksiz ve sıkıcı bulan, sosyal ortamı televizyon ve magazin üzerine kurulmuş bir gençlik. Öte yanda gençliği ülkenin duruma kayıtsız kalmakla eleştirmeleri ve “ah o eski gençlik” iç geçirmeleriyle ebeveyn - yaşlı grubu.

Çocuğun yetiştirilmesi, onun kendini “birey” olarak hissetmesini sağlamakla mümkündür. Çünkü birey, toplumun ve toplumdaki konumunun farkında olan, kendini bu konum içinde değerlendirebilen ve ifade edebilen insandır. Kendini küçük yaştan itibaren birey olarak nitelendiren bir çocuk, kendini ve kendini ifade etmesini öğrenecek ve bu öğrendikleri ile kendi çevresini anlayacak ve tanıyacaktır. Aynı şekilde çevresi de çocuğu ifade ettikleri ile tanıyacak ve toplum çocuğa evrensel konumunun yanında ulusal ya da yerel bir konum biçecektir. Bu hem insanın topluma karşı duyarlılığı açısından önemlidir, hem de toplum kendi geleceğini belirleyecek insana bir kuvvet kazandırmıştır.

“Çocuk”, evrensel ya da ulusal bütün tanımlamalardan öte bir anlam taşır. Bu anlamı biçimlendirecek olan ise çocuğu kendisidir. Önemli olan bu biçimlendirmenin bilinçli ve özgür bir ruh ile yapılmasıdır. Çocuk, bilinçli ve özgür bir ruhu hak eden - belki de – evrendeki en saf varlıktır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

16/5/2008 · Kategori: COCUK

UYKU BOZUKLUKLARI

Ruhsal sorunlar gün içindeki hayatımızın yanı sıra uyku düzenimizi de bozabiliyor...
Uzman psikolog Faruk Bozkır, yaşam kalitesini önemli ölçüde bozan uyku bozukluklarının çocuk ve ergenler için de ciddi bir problem olduğunu belirterek, "Ruhsal sıkıntılar, bedensel hastalıklar uykunun süresini, düzenini geçici olarak bozabilir" dedi.

"Yaşam kalitesini ciddi biçimde bozuyor"
Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli psikolog Faruk Bozkır, ruhsal sıkıntılar ve bedensel hastalıkların uyku süresi ve düzenini geçici olarak bozduğunu söyledi. Geçici uyku bozukluklarının, uyku bozukluğu olarak değerlendirilemeyeceğini kaydeden Bozkır, "Hepimizin uykusu zaman zaman bozulabilir. Ruhsal sıkıntılar, bedensel hastalıklar uykunun süresini, düzenini geçici olarak bozabilir. Bu durum uyku bozukluğu değildir. Uyku bozukluğu olması için uyku kalitesinde bir aydan az olmamak koşuluyla ciddi bozulmalar yaşanması gerekir" dedi. Yaşam kalitesini önemli ölçüde bozan uyku bozukluklarının çocuk ve ergenler için de ciddi bir problem olduğuna dikkat çeken Bozkır, bu durumun çok sayıdaki belirtilerini şöyle sıraladı:

Beklenenden erken uyanmak
"Gece korkarak ya da ağlayarak uyanılır. Korku diye adlandırılan bu durum daha çok kız çocuklarında görülür. Uykuda diş gıcırdatması ya da konuşma olur. Çocuğun uykudan bağırarak, titreyerek, sıçrayacak yatağından kalkması, tüm uyaranlara rağmen uyanmadan tekrar yatağa dönmesi, sabah da bunları hatırlayamaması halidir. Bu durum 'gece terörü' diye adlandırılır. Gece uykuda yürümek uyurgezerlik olarak adlandırılır. Uykuya dalmakta zorlanma, gece süresince nedensiz uyku bölünmeleri ya da sabah beklenenden erken uyanması hali yaşanır. Uykuya dalarken ya da uyanıkken olağan dışı davranışlar ya da yaşantılar meydana gelir."

"Bedensel rahatsızlıklar da uykuyu bozabilir"
Uyku bozukluklarının sebepleri hakkında bilgi veren Bozkır, "Bireysel farklılıklardan dolayı uykuya olan gereksinim de değişebilir. Uyku bozukluğu kişinin yaşamakta olduğu bir strese bağlı olabilir. bebeklikte uyku düzenlenmesinde aksaklıklar olabilir. Geçirmekte olduğu ruhsal bir bozukluğun belirtisi olabilir. Karanlık, hırsız gibi korkular olabilir. Ebeveynin yersiz kaygısı nedeniyle yaptığı sık kontrollerden olabilir. Seyrettiği ve korktuğu bir TV programı, arkadaşlarının korkutucu şaka ve parapsikolojik hikayeleri, evde büyüklerin yaptırım aracı olarak yanlış ve korkutucu anlatımlar olabilir. Bedensel rahatsızlıklar, uyku yerinin dağınıklığı ve koşullarının kötü olması da uyku bozukluklarının sebebi olabilir" diye konuştu.

"Ortam koşullarının devamı"
Uykunun düzensizliğiyle ilgili sorunların ilk 3 yıl içinde ortaya çıkmaya başladığına işaret eden Faruk Bozkır, "Gece korkuları ve kabuslar 3 yaş sonrasında, gece terörü 5-12 yaş arasında, uyurgezerlik 5-15 yaş arasında ortaya çıkmaktadır. Bebeklik ve çocukluk dönemi dediğimiz 0-6 yaş arası dönemde ailenin özellikle annenin çocuğun biyolojik yapısına uygun olarak uyku düzenlemesi önemlidir. Uykunun geldiğini fark etmesi gerekir. Anne-babanın kendi gereksinimi, kaygı ve korkuları için çocuğun uyku şekli ve yerine müdahale etmemeleri gerekir. Çocuğun kendi yatağında yatması sağlanmalıdır. Uyku öncesi konuşma, temizlenme, kitap okuma, masal okuma, müzik dinleme gibi bir dönemin yaşatılması olumlu olur. Uyuma koşullarının yanı sıra uyutma disiplini sağlanmalıdır. Uyku ortam ve koşullarının devamlılığına özen gösterilmelidir. Yatmadan önce gün içinde önemli olaylar yaşanmış ise onlar konuşulmalıdır. Bu önlemler yeterli değilse en erken zamanda bir uzmana başvurmak gerekir" şeklinde açıklamalarda bulundu.(iha)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!